24 Nisan 2014 Perşembe

Alışveriş

Küçük İstanbul'a Merhaba-2

Getting Fit/Form Yakalamak

Paradies: Rheingutst. 30

Parties/Partiler...!!!


  • International Dinner Party
  • HTWG Party 
  • Birthdays Parties:Jonathan and Monica
  • Meeting Part and BBQ Party
  • Europahaus Parties


Orientation Days

Pub Crawl

Gezi-4:Berlin Trip

Konstanz'da Spor: Yürüyüş,Voleybol...

HTWG Exchange Spring 2014 Facebook group and friends

Gezi-5:Trip to Stuttgart

Gezi-3:Excursion to Salem

Konstanz City Tour-2

Konstanz City Tour-1

Meeting Party+BBQ


Ders-6:Intercultural seminar

Ders-5:This is Germany

Ders-4:Professional English



Professional English dersini almamın temel iki nedeni bulunuyor. Birincisi Mimarlık fakültesinde bu ders dışında başka İngilizce ders maalesef yok. İkinci nedenim ise 30 ECTS' yi tamamlamakta zorlanmam. Her ne kadar seçme hakkım olmadan bu dersi almış olsam da dersin işleyişinden memnunum. Ders HTWG' nin M binasının birinci katında gerçekleşiyor. Bütün binalardaki sınıflar gibi bu sınıfta  Ren nehri manzaralı ve pencerelerinde Konstanz' daki birkaç binada daha görebileceğiniz kuş çıkartmaları bulunuyor. Bildiğimiz oturma planı dışında kurgulanmış sınıfın düzeni. Burası için bilgisayar laboratuarı tanımlamasını da yapabiliriz. En ön kısımda barka vizyon, beyaz tahta  ve tabii ki öğretim görevlisinin masası ve sandalyesi yer alıyor. Bunların karşısında ortada yuvarlak bir masa ve bu yuvarlak masayı çevreleyen iki adet masa bulunmakta. Orta masa 6 kişi için oluşturulmuş. Yandaki masaların her biri ise 3'er kişilik. Yani maksimum 12 kişilik bir sınıftan bahsetmekteyim. Her öğrenci için masaların üzerindeki cam panel altında konumlandırılmış eski modelde olsa düzgün çalışan  bir bilgisayar ekranı bulunmakta. Bilgisayarlardan moodle sistemine giriş yapılarak ders dokümanı takibi kolaylaşıyor. Ayrıca ders sırasında öğreticinin talep ettiği soruları cevaplayıp ders anında bu sistem üzerinden kendisine yollayabiliyorsunuz. Yazdıklarınız barka vizyon ile sınıfın geri kalanı ile paylaşıyor ve cevaplarınız üzerinden fikir alışverişinde bulunuluyor.

Şu ana kadar 6 haftalık zaman diliminde 4 kere ders gerçekleşti. İlk hafta ders programım kesinleşmediği için dersi kaçırdım. Geçen hafta Paskalya tatiline denk geldi ve bu nedenle ders gerçekleşmedi. Bir haftada öğretim görevlisinin rahatsızlığı nedeniyle ders yapılmadı. Sonuç olarak bu derse şu ana kadar 3 kez girmiş bulunmaktayım. Benim dışında başka değişim öğrencisi bulunmamakta. 12 kişiden 6 kişi  devamlı olarak derse katılıyor. Derse katılım zorunlu ve yoklama alınmakta.

Diğer bütün öğrenciler Alman olduğu için kendi aralarında Almanca konuştukları oluyor. Ancak katılım gösteren öğrencilerin İngilizcesi gerçekten iyi olduğu için (özellikle Kadınların:)) çoğu zaman İngilizce konuşuluyor.

Dersin iki ana kokusu var. Birincisi 'Presentation', diğeri ise 'Socializing'. Şu ana kadar ilk konu üzerinde çalışmalar gerçekleştirildi. Ders sırasında video izleme veya ses kaydı dinlemenin yanı sıra ders kitabında(iki ders kitabı bulunuyor) yer alan alıştırmalar  çoğunlukla grup oluşturularak çözülmekte. Buradaki neredeyse bütün dersler gibi bu derste sadece 1,5 saat sürmekte. Bir dakika bile boş geçirilmiyor, tabii grup çözümlerini elinizden geldiği kadar uzatmaya çalışmıyorsanız. 

Dersin bir çok ödevi bulunmakta. Bütün bu ödevleri moodle sistemden derse gelmeden yapmak zorundasınız. Maalesef sistem ne zaman bu ödevlere girip ne zaman bitirdiğinizi hesapladığından kendinizi baskı altında hissedebilirsiniz. Lakin ne kadar sürede yaptığınızın önemli olmadığını öğrendim. Söylemeliyim ki sistem en küçük yazım yanlışını bile hata olarak kabul ediyor  ve puanınızdan düşüyor. Artı olarak, dur bu seçeneği deneyim;o olmazsa başkasını denerim şeklinde bir şansınızda yok.  sistemin cevaplarınızı her kontrol etmesini istediğinizde ortaya çıkan yanlışlar puanınızdan düşüyor. Neyse ki ekstra puan toplamak için seçenekleriniz bulunuyor. Bu seçeneklerden biri sistemde yer alan puzzleları çözmek ki bu puzzlelar bende hatalı gözüküyor. Bu nedenle de onları çözemiyorum. Bütün  bunlara ek olarak derse dair bütün materyalleri moodle sistemden indirebilirsiniz. 

Bu hafta ki ödevimiz yukarıda bahsedilenlerden  biraz daha farklı. Ders bitimi öncesi herkesin iki konu başlığı yazması istendi. Bu iki konu başlığından birini seçerek sunum hazırlayacaktık. Ancak konu başlıklarımız elimizden alında bir güzel karıştırıldı ve başkalarına verildi. Ben Sosyal konut sistemi veya İstanbul'daki soylulaşma süreci hakkında sunum hazırlayacakken şu an 'Bıyığın Tarihi' üzerine bir sunum hazırlayacağım.

Şimdilik bu kadar. Ders devam ettikçe bu yazıyı geliştireceğim. 


Ders-3: Excursion workshop ve WP Amsterdam as a free research project

Ders-2:German Course

Ders-1:Germany within Europe

International Dinner

How to Travel through Europe

Gezi-1:Kreuzlingen

Gezi-2:Meersburg

14 Nisan 2014 Pazartesi

Küçük İstanbul'a Merhaba


Türlü tesadüfler sonucu geldiğim Konstanz şehrinde anladığım bir şey var ki; İstanbul'un tam zıttı bir şehir olmasına rağmen ondan izler var burada. İstanbul'da ve diğer şehirlerde olmasını istediğimiz her şey burada var gibi görünüyor. Sevilesi, aşık olunası bir kent... Peki ben bu kenti neden sevMEdim? Aşk gibi sanırım buraya karşı hislerim. Bir taraftan nefret ediyorum bir taraftan da  (daha bir ay olmasına rağmen) 4 ay sonra ayrılacağım bu kentte bağlılık yeminleri ediyorum. Hem mutluluk veriyor,tazeliyor,özgürleştirip kendine güvenini artıyor insanın hem de tarifi zor bir acı hissettiriyor. "Neden seviyorum?", "Neden sevmiyorum?" "Bu kent nasıl İstanbul'a benziyor?" soruları yazımın konusunu oluşturuyor.

Dün kentin değişken çehresi yüzünden üç kere ertelenmiş olan şehir turu nihayet gerçekleşti. Bu turda İstanbul'un adı hiç geçmedi ancak bir gerçek var ki İstanbul'u bilen biri, burasıyla İstanbul arasındaki benzerlikleri kaçırmazdı.

Tarihçi olmadığım için kim kim emin değilim ancak internette kısa bir araştırma sonucu İstanbul'u Bizans'ın başkenti haline getiren ve ismini veren Caius Flavius Constantinus'un babasının isminin Constantius Chlorus olduğunu öğrendim; yani Konstanz şehrine ismini veren adam. Tarihler ve isimler bende karıştı aslında; çünkü benzer bir sürü isim bulunuyor. Bir kaynakta  Constantius Chlorus' un  293-306 tarihlerinde yaşadığı yazıyordu diğer bir kaynakta I. Konstantin'in 272- 337 ... Baba oğul ilişkisi var mı yok mu bilemiyorum ancak ikisinin de Romalı olduğu kesin:)

İsim benzerliği de olsa hoş Konstanpolis,Konstantin,Konstantinopolis namı diğer İstanbul /Konstanz,Contance

Geldiğim ilk hafta bölümde benimle ilgilenen Prof. ile toplantım vardı. Konuşurken bir an dışarı baktı ve dedi ki : "Görüyorsun nehrin karşısında bir camii var. Bu camii ile burası sanki İstanbul'a, Boğaziçi'ne benziyor,değil mi ?"


Bu küçük benzetmeden sonra bir-iki hafta önce Meersburg kent turumuz vardı. Konstanz'ın bir ucundan buraya arabalı vapurlar ile geçiliyor. Geçmesi 20-25 dk civarı. Geçerken hava kapalıydı vapurdan Konstanz'ın siluetine göz gezdirildiğinde insanın kendini İstanbul'da hissetmemesi için hiç bir neden yoktu. Sanki İstanbul boşaltılmış, insanlardan arındırılmıştı ve ben vapurdan,belki Eminönü-Harem arabalı vapurundan, tarihi yarımadayı izliyordum. Özlem duygusu da bu şekilde hissettirmiş olabilir tabii ki.



İşte bu gibi benzerlikleri bulunuyor iki kentin.Şimdi gelelim buraya aşık olma nedenlerime.
Her yer yemyeşil; ağaçlar ve çiçekler ile dolu... Baharı bütün varlığı ile hissedebiliyorsunuz burada. Hayatım boyunca çiçek yağmuruna en fazla burada maruz kaldım. Sabah kuş sesleri ile uyanıyor akşam kuş sesleri ile uyanıyorsunuz.Tam bir sayfiye kenti: deniz,kum,güneş... Lakin doğası,mimarisi, kentin yapısı ile bildiğim hiç bir, deniz-kum-güneş kentine benzemiyor. Daha dingin; kalabalık olsa da huzurlu. İlk geldiğimde yürürken çıkan ayak sesimden bile rahatsızlık duyuyordum. İstanbul'dan sonra vücut ritmimi düşürüp buraya göre ayarlayabilmek zor oldu doğrusu.
çiçek yağmuru

çiçek yağmuru

doğa ile iç içe


sahil
Neredeyse hiç bir noktada kesintiye uğramayan yaya ve bisiklet yollarına sahip Konstanz. Bisikletim olmadığı ve açıkçası bisiklet kullanamadığım için tercihim hep yürümek oldu şu zamana kadar. Otoyol kenarında, tren rayları yanında rahatça nasıl yürünür burada deneyimledim. Aynı zamanda çoğu zaman yürüme uzunluğunun yorgunluk seviyesine göre şekillendiği yürüyüşlerim burada gerçekleşti, gerçekleşiyor. Kesintisiz yaya aksı ve rekreasyon alanları sayesinde herkes yürüyor, koşuyor,bisiklete biniyor.

Bisikletler ile çevrilmiş  bir kent. Her yerde renk renk bisiklet ve bisiklet aksesuarları bulunuyor. En hoşuma giden bisiklet aksesuarı ise bisikletlerin arkasına takılan çocuk arabaları. Bisiklet kullanımı Almanya'nın genelinde çok yoğun. Berlin en büyük ,en önemli kenti Almanya'nın ve yine aynı şekilde her yerde bisiklet vardı. Maalesef ülkemizde bisiklet kültürü gelişmediği gibi gelişmesine olanak sağlayacak altyapımızda bulunmamakta.



Türkiye'deki gibi sahte parklar yok burada. Parklar doğayı nasıl değiştirmeden kullanırız üzerine şekillenmişler. Ayrıca Türkiye'deki  gibi parklarda spor aletleri de yok  fakat insanlar burada spor yapmıyor değil bu yüzden. Dediğim gibi koşuyor ve yürüyorlar çoğunlukla. Bunların dışında masa tenisi, voleybol,tenis alanları var parklarda. Yüzmek istersen kum olmasa da çakıllardan oluşan plajlar bulunuyor. En popüler üç spor türü ise kürek,kano ve slacklining. 7'den 70'e herkesin kürek veya kano sporu yaptığını görebilirsiniz. Slacklining ise aman Allah'ım ne güzel bir şeydir ve eminim ne zor bir spordur! Aşağıda bu spor ile bağlantılı iki video paylaştım. Paylaştığım videoları izlerseniz anlarsınız ne demek istediğimi. Nehrin kıyısında bulunan yeşil alanda ağaçlara bağlanmış ipler ve üzerinde durmaya çalışan,zıplayan kişiler :)... Denemek istediğim ama tırstığım bir spor... Yanımda tanıdık biri olsa veya en azından kendi ülkemde olsam hiç çekinmeden denebileceğim bir spor...

https://www.youtube.com/watch?v=H0vNpOyqY5w
https://www.youtube.com/watch?v=a6WujgxcMys

Buradaki rekreasyon alanlarının bir cazip noktası da insanların her istediklerini yapabiliyor olmaları:güneşlenmek,müzik dinlemek,uyumak,saatlerce kitap okumak... Bu alanlar aynı zamanda özellikle üniversite öğrencileri için sosyalleşme mekanları. Yalnız mı kaldın, bu alanlarda özellikle nehrin karşı kıyısındaki parkta muhakkak tanıdık biri ile karşılaşırsın,oturur sohbet edersin.  



Bu kente dair sevdiğim diğer bir şey ise, inanılmaz iyi çalışan kent yönetim sistemleri bulunuyor olması. Bunlardan biri  atık yönetimi. İnsanlar erinmeden bütün atıklarını ayırıyorlar. Şu ana kadar 8 çeşit atık için çöp kutusu gördüm: 1-Kağıt kutuları 2-Atık pil kutuları 3-Plastik vb atık kutuları 4-Bio-müll diye geçen evsel atık (gıda atığı gibi) 5/6/7-camın rengine göre çeşitlenmiş 3 tür cam atık kutusu(gördüğüm kadarıyla 3 tür) 8-Rest-müll denilen kalan diğer geri dönüştürülemez, kullanılamaz atıkların atıldığı çöp kutuları..Bunun dışında yağ ve kıyafet için ayrı bir toplama sistemleri bulunuyor mu emin değilim. Buraya geldiğimden beri sadece bir kere kıyafet toplama kampanyası oldu. Bu toplama için özel poşetler dağıtılmış ve o poşetler ile atılması gereken veya başkasına verilmesi istenilen kıyafetler sağlık sigortası kuruluşunda toplanmıştı.
Diğer bir sistem ise kamunun verdiği bir hizmet olmak yerine gönüllülük üzerine kurulmuş olduğunu gördüğüm "foodsharing". Artık kim olduğunu bilmediğim kişiler tarafından devam ettirilen;sosyal ağlarda sayfaları,takipçileri olan; ülke geneline yayılmış bir sistem foodsharing. Belirlenmiş noktalara gıdalar bırakılıyor ve isteyen alıyor. Bunlardan bir tanesi benim öğrenci konut sitemin (yurt demiyorum çünkü kesinlikle bir yurt değil) önünde bulunuyor.

Daha önce almış olduğum bir kaç derste sosyal konut çalışmış biri olmama rağmen buradaki sosyal konut sistemine açıkçası daha hakim olamadım. Fakat yukarıda bahsettiğim öğrenci binalarını bence sosyal konut başlığının alt kategorisi olarak ele alabiliriz. Kendi içinde bütün gereksinimlere yönelik çözümlemeler yapılmış tek veya iki kişilik konut hacimlerinden oluşmuş benim kaldığım bina. Benim kaldığım binada tek ve iki kişilik iki farklı konut türü bulunuyor ancak; bina 'The Student Service Seezeit' kuruluşuna bağlı ve bu kuruluşa ait çeşitli yaşam seçeneklerinin bulunduğu daha bir çok konut binası bulunuyor. Alman öğrenciler için başvuru süreci ne şekilde işlemekte bilemiyorum. Benim içinse okula başvuru yaparken okulun yolladığı konaklama formunu doldurmam burada kalabilmem için yeterli oldu.



Konutun işlevselliği açıkçası beni çok etkiledi. Oda ile mutfak ve holü ayıran sürgülü panel, her bir noktada bulunan spot ışıklar, yerden ısıtma sistemi, yatağın yarısının içinde bulunduğu dolap sisteminin içine geçmesi ile yatma hacminden oturma/çalışma mekanına dönüşen oda, minik ama işlevsel mutfak...Daha önce gittiğim diğer Alman kentlerinin tümünde gördüğüm kepenk sistemleri ile geniş pencereler burada da bulunuyor.
Üniversiteye ilk başladığım yıl çizim masası almıştım. Daha sonra nasıl bir büyük hata yaptığımı anladım.Çünkü neredeyse hiç bir çizimim bu masaya sığmıyordu ve üstelik cam olmadığı için bazı ihtiyaçlarıma da cevap veremiyordu. Çizim için kullanamadığım bu masayı diğer amaçlar için kullanmak ise eğim verilebildiğinden ve normal masa boyutlarından daha yüksek gövdeye sahip olduğundan biraz zor oluyordu. Buradaki evimde ise senelerdir sahip olmak istediğim geniş cam bir masa bulunuyor. Keşke ufalıp cebime girse de bu masayı Türkiye'ye götürebilsem.

Anlatmak istediğim bir çok konu ve kentte dair sevdiğim bir çok özellik bulunmasından dolayı yazım bitmeyecek ve iyice dağılacak gibi. Bu yüzden sevdiklerime dair şimdilik aklıma gelen küçük bir liste veriyorum.(Yukarda bahsedilenlerin dışında sevdiklerim). Bu kenti neden sevmediğimi de başka bir yazıda anlatacağım.

·        herkesin birbirine selam vermesi
·        kadınların makyajsızda ışıl ışıl gözükmesi
·        barbekü partileri








·        genç ebeveynler
·        karavanlar
·        mimari
·        heykeller
 ·   sınır kenti olması